25 Nisan 2017 Salı

Gordon: Silahsız ve tamamen bağımlı

David Gordon
Profesör Joyce Lee Malcolm ’ın bilimsel çalışması, silah kontrolü hakkındaki görüşlerimi değiştirdi. Kitabı okumaya başlamadan önce, kontrolü şu şekilde görmek eğilimindeydim: Bireysel haklarla ilgili soruları bir kenara bırakırsak, insanların silah sahibi olmasını destekleyen net bir argüman vardır. Suçlular, kurbanlarının silahlı olabileceğini bilirse, saldırma ihtimalleri daha az olasıdır: silah, şiddet suçlarını caydırır. Modern devlet bu temel gerçeği kabul etmeyi reddeder. İnsanlarda silah olursa, bu onlara devlete direnebilmelerini sağlar ve hiçbir koşulda bu izin verilmez. Devletin güvenliğini sağlama ihtiyacı, suçu durdurma arzusuna karşı ağır basar.
Malcolmun kitabı bana radikal bir şekilde silah kontrolü tehlikesini hafife aldığımı gösterdi. Konu hakkındaki ayrıntılı çalışması İngiliz mevzuatının silahsızlandırma taraftarlarının gerçek amacını göstermektedir. Onlar silahlı savunma hakkını tamamen ortadan kaldırmak istemektedir. Daha önce düşündüğüm gibi tek nokta sadece devlete silahlı direnişi engellemek değil, buna ek olarak, herkesin korunması için devlete topyekün bir bağımlılık yaratmaktır .
Malcolmun bazı örnekleri gerçekten dehşet vericidir. İngilterede yaşlı bir bayanın keşfettiği gibi yalnızca nefsi müdafa için dahi tehditte bulunmak yasadışı olabilmektedir. Bir haydut grubunu oyuncak tabancadan attığı boş mermi ile korkutmayı başarmış ancak bu, sahte tabanca ile insanları korkutmak suçundan tutuklanmasına engel olamamıştır.  (p.184)
Kendi hayatınız tehlikede dahi olsa yasal olarak silah kullanamazsınız. Başka bir olayda, iki adam Eric Butler’a metroda saldırmış, onun başını ezip, boğmaya çalışmışlardır. Çaresizlik içinde bastonundaki kılıcı kınından çıkarıp bu kişilerden birini ikiye yarmıştır. saldırganlar kanunsuz yaralama ile suçlanmış ancak Butler da bir saldırı silahı taşımaktan hüküm giymiştir (s. 185).
Birisinin kendini savunmak için gerçek bir silah kullanması durumunda kişinin karşılaşacağı yasal durumu hayal edebilirsiniz. İngiliz yasalarının şu anki haliyle, kendi evinizde kendinizi savunmak için dahi hırsızlara karşı silah kullanmanız mümkün değildir. 1999 yılında gerçekleşen bir olayda, Tony Martin evi soyulurken, profesyonel hırsızı ve suç ortağını şaşırtarak, ateş açmak vasıtasıyla birini öldürmüştür.
Devlet, hırsızlarla yüzleşme cesareti gösteren Martin’e hakkını teslim etmiş midir? Aksine kendisi cinayetten suçlu bulunmuştur. (S. 216) Böylece yalnız yaşayan bir İngiliz çiftçi, gece evine giren profesyonel hırsızı öldürmekten ömür boyu ve buna ilaveten diğerini yaralamaktan 10 yıl hapse mahkum edildi. Neyse ki, hikayemizin mutlu bir sonu var: temyiz mahkemesi kapasitenin azalması gerekçesiyle cezasını beş yıla indirmiştir.
Silah kontrolü destekçilerinde sanıyorum bu olaylar karşısında bir değişiklik  olmayacaktır. Her ne kadar nefsi müdafa hakkını kullanan birini cezalandırmak adil olmasa da, ileri sürecekleri şu olacaktır başka şansımız yok. Toplumda şiddeti azaltmalıyız. Devlet herkesi koruyamaz, ve nefsi müdafa hakkının kısıtlanması masum insanların acı çekmesine sebep olacaktır. Peki o halde nasıl olmalıdır? Bir zamanların önde gelen rejimlerinin sloganı bize toplumun iyiliğinin, bireylerin iyiliğinin önünde olması gerektiği şeklinde değil miydi? “Eğer kişisel hakların ve sorumlulukların tarihi geçmiş fikirlerinde ısrarcı olursak, pek çok silahın bulunduğu suçların arttığı Birleşik Devletlerdeki gibi bir Vahşi Batı toplumu haline geliriz. Bu korku hikayeleri  İngilterede gerçekleşmiştir, herkesin bildiği gibi şahsi silahlara sahip olunmasının frenlenmesi sayesinde şiddet suçu Amerikaya oranla oldukça düşüktür. Nefsi müdafa hakkı ile düşmek!
Malcolmun olağanüstü kitabi sadece silah kontrolü davasını taslağından tamamen yıkmaktadır. Çalışma, Ortaçağdan günümüze kadar Ingilterede süren bir ögrenilmiş suç çalışması ile ilerler. Onun araştırmasında, sürekli olarak bir tema ortaya çıkmaktadır. Silahlar daha yaygın hale geldikçe, şiddet suçu azalmaktadır. 19.yüzyıldaki bu eğilim, silahlar son derece yaygınken nadiren cinayete bağlı ölüm gerçekleşmesi ile sonuçlanmaktadır. Yirminci yüzyılda silahlara el koyulması neticesinde şiddet suçlarında belirgin bir artış görülmüştür. Günümüzde bazı şiddet suçları İngilterede, Amerikaya oranla daha sık görülür. Her zaman olduğu gibi, devletçiler tam tersi gerekçekleri öne sürmektedir.
Genellikle insanlar Ortaçağ İngiliz hayatının nispeten sakin ve huzurlu olduğunu düşünmektedir, ancak Malcolmun çalışmasına göre bu bir efsanedir. Ortaçağ İngilteresi mahkeme kayıtlarının ortaya çıkardığından çok daha fırtınalı ve şiddet doluydu . Birkaç ateşli silah dolaşımdayken yüksek cinayet ve suç oranları mevcuttu. (s. 33).
Malcolm’un ilgi alanı, Ortaçağ’da silah ve şiddet arasındaki ilişki teması ile sınırlı değildir. Kitabında kendisini endişelendiren başka bir temayı da sunmaktadır: Nefsi müdafa hakkı. Bu dönemde, bireylerin kendilerine yönelen şiddete karşı koyabilmeleri için gerekli gelenekler ve hukuk kuralları oluşturulmuş, bireysel haklar geliştirilmiştir. Bazı durumlarda, kendisine saldıran kişiyi öldüren kişi,  herhangi bir cezai suçtan muaf tutulurdu.
Yazarımız bu eserinde her zaman inandırıcı savunmalarını sürdürmektedir ancak beni şaşırtan şey, Aziz Thomas Aquinastan, nefsi müdafa ve limitleri hakkında alıntıda bulunmaması olmuştur. Onun çalışmalarının tam olarak ortaçağ durumlarını tam olarak desteklemediğini söylemek yeterli olacaktır.
Malcolm’ın detaylı anlatısından birkaç vurgu daha yapabilmek için yerimiz var. Tudor ve Stuart dönemlerinde, “ateşli silahları ilk olarak sivil milisler de günlük yaşamda yaygın olarak kullanmaya başladı, İngilizlerin nefsi müdafa için silah kullanma hakkı ilan edilmiş, aynı zamanda şiddet ve cinayetlerde keskin bir düşüş gözlemlenmiştir(s. 62-63).
Onsekizinci yüzyıldaki gelişmeler artık sürpriz olarak algılanmamalıdır. “Bu dönemde şahısların bireysel silahlanma hakkı geliştirilmiş, ateşli tabancalar eski tip silahların yerini almaya başlamış, cinayet oranlarındaki keskin düşüş devam etmiştir.” (s. 88-89).
Okuyucular, Malcolm’un 19.yüzyıl hakkındaki kanılarını doğru olarak tahmin ettikleri için herhangi bir ödül kazanmayacaklar. Bir kez daha, toplam silah sayısı artarken şiddet suçlarında düşüş görülmektedir. “19. yüzyıl, ateşli silahlara kolayca erişilebilinen, silahla işlenen suçlardaki tarihin en düşük seviyelerine inmesiyle bitmiştir.
Şimdiye kadar, endüktif olarak pek çok argüman için örneğimiz mevcut. Silah kullanımının yaygınlaşmasına, şiddet suçlarında bir azalma eşlik etmektedir. Bu, son derece güçlü bir şekilde şahsi silahlanmanın suçları caydırdığını göstermez mi? Silah kontrollerinin sıkı bir kontrol dönemine girdiği, Yirminci yüzyıl ve bilhassa ikinci yarısı  bize tümevarımımızı test etme şansı sunmaktadır. Eğer bu dönemde şiddet suçlarında bir artış söz konusu ise, Hume’un da dile getirdiği gibi “Benim kıyaslamamı tamamlama gerek yok, sonuca kendiniz ulaşabilirsiiz”
Elbette şiddet suçları artış göstermiştir. Kriminoloji uzmanları, Ortaçağ sonlarından, şaşırtıcı bir geri dönüş yaşanan yirminci yüzyıl ortalarına kadar kişilerarası şiddette uzun süreli bir düşüş gözlemlemişlerdiİngiltere ve Gallerdeki suç oranları ile Amerikadaki suç oranlarının 1995 tarihli istatistiki karşılaştımasında, saldırı, hırsızlık ve soygun gibi 3 şiddet suçunda, İngilizlerin, Amerkalılardan çok daha büyük bir risk ile karşı karşıya olduğunu ortaya koymuştur. (pp. 164–65)
Bu gerçeklerle yüzleşen silah kontrolü savunucuları, bir kez daha kontrolsüz bir şekilde sızlanacak, bu korelasyon bir sebep değildir diyeceklerdir. Gerçekten de öyle değildir, aksine bu durumda çift taraflı sıkı bir korelasyon mevcuttur: silah sayısı arttıkça, şiddet suçları düşer ve silahlar azaldığında, şiddet suçları artar. Dahası, makul nedensel bir hikaye bu korelasyonu açıklar: silahlı direnç ihtimali, suçluları caydırır. Bu neredeyse, endüktif bir argüman kadar başarılıdır. Ancak nefsi müdafa hakkı karşıtlarının pozisyonlarını değiştireceğini düşünmüyorum. Onların amacı herkesi güçlü bir devlete tamamen bağımlı kılmaktır.
Çeviri: Caner Baykal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder