Neden? Bu soru makuldür. Tam da doğasıyla bütün iş gücü o kadar tiksinti vericidir ki, onun hangi amaca hizmet ettiğini sormak herkesin hakkıdır.
Soruşturalım ve görelim.
Kendi adlarına, en azından insanlık adına konuşmuyorlarsa, yoksulluğa bayıldığını ilan eden filozoflarla uğraşmıyorum.
Ben zenginliği elinde barındıranları hedef alıyorum ve bu kelimeyle azınlığın refahını değil, herkesin rahatı, refahı, güvenliği, bağımsızlığı, eğitimi saygınlığı anlıyorum.
Yaşamın koruma süsleme ve geliştirilmesinde önemli olan araçları elde etmenin iki yolu vardır:
Bazı insanlar der ki: "Yağma, tesadüfi bir olaydır, sadece yerel ve geçici bir kötülüktür, ahlak felsefesi tarafından kınanır, yasa tarafından cezalandırılır ve politik ekonominin dikkatini hak etmez."
Yine de bir kişi ne kadar iyi niyetli veya iyimser olsa da yağmanın bu dünyada çok büyük ölçekte uygulandığını kabul etmekte zorlanır, bu bütün büyük insanlık vakalarının çok fazla parçasıdır, herhangi bir sosyal bilim -en azından politik ekonomi- onu yok saymaya muktedirdir.
Daha da ileriye gidiyorum. Sosyal düzeni gelişmekten alıkoyan şey (en azından geliştirmeye muktedir olduğu boyuta kadar) üyelerinin bir diğerinin pahasına yaşama ve refaha ulaşma çabasıdır.
O zaman yağma olmasaydı, toplum mükemmel olurdu ve sosyal bilimlerin amacı olmazdı.
Hala da ileri gidiyorum.Yağma, toplumu da bir arada yaşayan bir grup insan için yaşam tarzı olduğunda zamanın akışında kendileri için kendilerini yetkilendiren bir yasal sistem ve onu yücelten bir ahlak kanunu yaratırlar.
Bu insan ilişkilerinde yer kapladığı pozisyonu göstermek için aşikar yağma formlarını adlandırmaya yetmektedir.
İlki savaştır. Vahşiler arasında fetihçiler tartışılmaz değilse bile tartışılmaya açılmamış avlama haklarını ele geçirmek için fethedileni öldürür.
Sonraki köleliktir. İnsan, emeğin toprağı verimli hale getirdiğini öğrenince, şu cümle üzerinde kardeşiyle paylaşım yapar: "Seninki zahmet, benimki hasat"
Sonra teokrasi gelir. "Seninkileri bana verdikçe veya vermeyi reddettikçe sana cennetin veya cehennemin kapılarını açacağım."
Son olarak, tekel ortaya çıkar. Tekelin ayırt edici niteliği toplumun büyük yasasının süregelen varlığına izin vermesidir. Hizmet için hizmet ama gücü pazarlıkla karşı karşıya getirmek ve sonuç olarak alınan hizmet ve verilen hizmet arasındaki adil dengeyi bozmaktır.
Yağma daima nihai olarak onu öldüren mikrobu içinde taşır. Çoğunluğun azınlığı yağmaladığı nadirdir, çünkü böyle bir durumda bu sonuncusunun sayısı hemen çok azalacaktır ki ilkinin açgözlülüğünü tatmin etmeye artık muktedir olmayacaktır, böylece yağma gıda ihtiyacından dolayı sona varacaktır.
Neredeyse çoğu zaman azınlık tarafından çoğunluk baskılanır, yine de yağmanın kaderi sona varmaktır.Çünkü yağma savaş ve kölelikte olduğu gibi güçten faydalanırsa uzun vadede güç doğal olarak çoğunluğun eline geçecektir.
ve sahtekarlık teokrasi ve tekelde olduğu gibi araç ise doğaldır ki akıl hiçbir şey ifade etmedikçe çoğunluk sonunda onun farkında olmalıdır.
Ayrıca uygulanması daha az ölümcül olmayan sonunda her yağma yasasının başarısına olan bir diğer ilahi yasa vardır: Yağma yalnızca zenginliği yeniden dağıtmamakta aynı zamanda daima bir parçasını yakmaktadır. Savaş birçok değeri ortadan kaldırır. Kölelik birçok yeteneği felç eder. Teokrasi bir sürü insanın enerjisini veya onur kırıcı amaçlara yönlendirir. Tekel de zenginliği bir cepten diğerine aktarır ama bu süreçte çok kaybedilir.
Bu takdir edilesi var yasadır. O olmaksızın baskıcı ve baskılanan arasındaki güç dengesi olmadığı sürece yağmanın sonu yoktur. Bu yasa sayesinde denge daima bozulmaya meyleder, ya yağmacılar çok fazla zenginliğin yok edildiğini fark etmeye başladıklarından dolayı veya bu farkından yoksunluğunda kötülük daima daha da kötüleştiğinden ve kötüleşmeyen devam edenin sona ermesi onun doğasında olduğundan dolayıdır.
Aslında ilerleyen bir şekilde zenginliğin yıkımı çok ileri gittiğinde yağmacının dürüst kalması durumundan daha fakir hale geleceği bir zaman vardır. Bir savaş, millete yağmanın değerinden daha fazlaya mal olduğunda; bir usta köle iş gücüne özgür iş gücünden daha fazla ödediğinde;teokrasi insanları çok sersemlettiğinde ve enerjilerini artık onlardan hiçbir şey alamayacak kadar tükettiğinde; bir tekel eforlarını çekilecek daha az kaldığı için yükselttiğinde aynen meme boşalınca sağmanın daha fazla efor gerektirmesi gibi.
Tekel açıkçası yağma familyasının bir türüdür. Birçok farklı çeşit vardır -diğerleri arasında arpalık işler, imtiyazlar ve ticaret sınırlandırmaları.
Varsayabilceği bazı formları feodal haklar gibi basit ve naiftir. Bu sistem altında kitleler yağmalanır ve bunu bilirler. Sistem güç kullanımını gerektiriyordu ve ona uyum sağlıyordu.
Diğer türler daha karmaşıktır. Sıkça kitleler yağmalanır ve bunu bilmezler. Hatta şu bile olabilir ki, her şeyi yağmaya borçlu olduğuna inanabilirler, yalnızca tutmalarına izin verilenler değil, aynı zamanda onlardan alınanlar ve işlem sırasında kaybedilenleri, Dahası, öne sürüyorum ki, gelenek gibi çok hünerli bir mekanizma sayesinde birçok insan bunu bilmeden ve buna niyetlenmeden yağmacı haline gelmiştir. Bu tür tekeller sahtekarlık tarafından oluşturulmuş ve yanılgı üzerinde büyütülmüştür. Cehaletin karanlığında gelişmişlerdir ve ancak bilginin ışığında yok olurlar.
Politik ekonominin açık bir pratik faydası olduğunu yeteri kadar gösterdim. O, sahtekarlığı ifşa etmek ve yanılgıyı yok etmek suretiyle yağma adındaki bu tür sosyal bozukluk türünü yok eden bir meşaledir. Birileri -inanıyorum ki bir kadın- onu isabetli bir şekilde şöyle tanımlamıştı: "İnsanların birikimlerinin üzerinde bir güvenlik kilidi."