
“Kriz” diye adlandırılan dönemlerde, piyasalarda olumlu bir hareketlilik izlenirken, üretim ve ticaret gayet iyi bir düzeyde giderken, iş adamları rahatlıkla kar hedeflerine ulaşırken, aniden ve hazırlıksız olarak, ekonomik durumun değiştiği görülür. Çok sayıda şirket zarar eder, yatırım kararlarında ciddi hatalar yaptıkları ortaya çıkar. Birçok girişimciyi aynı anda hata yapacak şekilde yanıltan nedir? Konjonktür Dalgaları Teorisi en başta, bu soruya yanıt arar.
Avusturya Okuluna göre, iş adamları gelecek konusunda tahminde bulunarak fırsatları değerlendirir ve kar elde ederler. Girişimciler "sistemin falcısı” konumundadır. Üretim zincirinin daha ileri aşamalarındaki başka girişimcilere veya tüketicilere mallarını satıp kar etmeyi hedefleyerek, bugünün koşullarında masrafları karşılamak yoluyla, yatırımda bulunurlar. Tüketici veya üretici taleplerini başarılı tahmin edenler kar eder, hatalı tahminde bulunanlar zarar eder. Piyasa, becerikli, ileri görüşlü girişimciler için bir çeşit talim alanıdır. Kabiliyetsiz iş adamları ise piyasadan elenip silinir. Normal koşullarda, bazı girişimciler başarılı, bazıları ise başarısızdır.
Krizlerde sermaye malları endüstrileri, hammadde, inşaat ve diğer fabrikalar için ekipman üretenler daha fazla etkilenir. Ayrıca krizden önceki tepe (Boom) döneminde, genellikle ekonomideki para miktarında artış görülür.
Kriz sırasında görülen "başarısızlık kümelenmesi”, nasıl açıklanabilir?
Avusturya Okulunun bakış açısına göre, müdahale edilmeyen serbest piyasa ekonomisinde hata kümeleri” oluşmaz, profesyonel girişimcilerin tümünün aynı anda hata yapma olasılığı çok zayıftır. Boom-Bust Cycle (Tepe-Dip) denen konjonktür dalgaları, piyasaya parasal müdahalelerden ve özellikle bankaların işletmelere kredi imkanlarını genişletmesinden kaynaklanır. Veri para arzı olan bir ekonomi düşünelim. Bu paranın bir kısmı tüketime kullanılır, kalanı tasarruf şeklini alır ve yatırıma dönüşür. Tüketimin tasarrufa (yatırıma) oranı, kişilerin zaman tercihine (time preference) bağlıdır.
İnsanlar ihtiyaçlarının tatminini şimdi veya yakın gelecekte isterlerse, zaman tercihi yüksektir. İhtiyaçlarının tatmini için ileriki zamanı beklemek konusunda sabırları arttıkça, zaman tercihi düşer.
Zaman tercihi oranı, saf faiz oranı (pure interest rate) yani doğal faiz oranını (natural interest rate) belirler. Düşük zaman tercihi, yatırım/tüketim oranının yüksek olacağını gösterir; üretim zinciri uzar, sermaye birikimi oluşur. Buna karşılık yüksek zaman tercihinde yatırım/tüketim oranı düşer. Piyasa faizi, (saf faiz oranı) girişimci riski ve paranın alım gücü faktörlerinden oluşur. Fakat teorik açıdan önemli olan saf faiz oranı, diğer bir deyimle, doğal faiz oranıdır.
Merkez bankasının para basmasıyla veya kaydi para yaratılmasıyla, işletmelere verilen banka kredisi şeklinde, sisteme yeni para girdiğini varsayalım. Yatırım imkanı veren tasarruflar artmış gibi görünür, faiz oranı düşer. Girişimciler ekonomideki tasarrufları olduğundan fazla tahmin ederler. Uzun üretim zincirlerine ihtiyaç duyan, tüketiciden uzak mesafede, sermaye yatırımlarına girme kararı alırlar. Sermaye yapısı kademeleşir, uzar. Ellerine geçen yeni para ile sermaye malları talebini arttırırlar, yatırımlar sermaye malları işletmelerine kayar, fiyatlar yükselir. Eğer bu etkinin gerisinde gerçekten tasarruflar olsaydı, sorun olmazdı. Fakat örneğimizdeki etki para ve kredi piyasalarına müdahaleden kaynaklanmaktadır. Yeni para kısa sürede ücretler, kiralar ve faiz ödemeleri şeklinde girişimciler ve sermaye malları piyasaları yoluyla tüketicilere ulaşır. Tüketicilerin zaman tercih oranı, yapay olarak yaratılmış olan oranı tutmaz. Sorun da bu noktada başlar: İnsanlar ellerine geçen parayı eski yatırım/tüketim oranı alışkanlığına uygun olarak harcarlar. Tasarrufa ayıracakları pay, yapay olarak yaratılan tasarruf oranını tutmaz. Talep yine ileri aşamalardaki yatırım mallarından tüketim mallarına döner. Sermaye malları işletmeleri, yatırımlarının hatalı olduğunu görür. Karlı gördükleri alanda, girişimcilerin talep etmemesi yüzünden, satış beklentilerini gerçekleştiremezler. Sermaye malları yatırımları, ekonomideki kaynakları ziyan etmiş olur. Eğer zor duruma giren firmalara yine “hayali” kaynak yaratılarak bankalar üzerinden para aktarılırsa kriz öncesi boom bir süre daha devam eder. Avusturya Okulu İktisatçılarının önemle üzerinde durduğu konu ise, kriz gibi görünen durumun, aslında ekonominin iyileşme aşamasına girdiğini göstermesidir. Depresyon döneminde müdahale edilmezse, ziyankar yatırımlar terk edilir veya düzeltilir. Etkin olmayan firmaların kapanması veya borçları karşılığında bankalara devredilmesi gerekir. Üretici malları fiyatları düşer, sermaye malları, araziler ve ücretler de buna dahildir. Yalnız tek tek malların değil, hisse senetleri ve emlak fiyatları gibi toplu malların da fiyatı düşer.
Ekonominin kendi mekanizmaları ile gereken düzeltmeleri yapmasına izin verilirse, faiz oranları normale döner. Piyasalar insanların zaman tercihi oranına uygun olarak çalışmaya başlar. Kriz atlatılmış olur.
Keynesyen bakış açısıyla Avusturya Konjonktür Teorisine başlıca iki eleştiri yapılmıştır. Keynesyenlere göre tasarruf ve yatırımlar farklı kişiler tarafından gerçekleştirilen, ayrı iki süreçtir. Klasiklerin tasarruf-yatırım eşitliğini kabul etmezler.
Tasarruflar tüketim harcamalarından bir tür sızıntıdır. Keynesyen görüş çerçevesinde, kriz durumlarında, hükümetler yatırımları arttıracak, tasarrufları caydıracak tedbirler almalı, yani toplam harcamaları arttırmalıdır.
Avusturyalı İktisatçılara göre tasarruf ve yatırımlar ayrılamayacak şekilde birbirine bağlıdır. Birini teşvik edip, diğerini caydırmak mümkün değildir. Banka kredileri dışında yatırımların kaynağı ancak tasarruflar olabilir. Avusturyalılara göre herkesin hem tüketici hem girişimci nitelikleri olabilir. Tasarruflar hem tüketici, hem de girişimci niteliğindeki bireyler tarafından yapılabilir. İnsanlar ellerindeki parayı ya tüketime harcarlar, ya yatırım yaparlar ya da likit (cash) olarak tutarlar. Avusturya Teorisine göre bireyler arka arkaya değil aynı zamanda paralarını kullanım alanlarına dağıtır.
Tüketim ve tasarruf kararları zaman tercihine göre alınır. Para tutma, yani para talebi ise paranın doğrudan faydası tarafından belirlenir. Bireyin gelecekte yatırım yapabilmesi için, önce tüketimini kısıp fon biriktirmesi gerekir. Tüketimin “kısılmış kısmı” tasarrufu oluşturur. Keynesyen görüşe göre nakit para tutma ile yatırımlar doğrudan ilişkilidir. Birindeki artış diğerinde düşme anlamına gelir. Avusturyalılara göre ise tasarruf-yatırım/tüketim oranları bireylerin zaman tercihi tarafından, harcama/para tutma oranı ise bireylerin para talebi tarafından belirlenir.
Diğer bir nokta Keynesyenlerin krizleri likidite tuzağı ile açıklamaları konusudur. Likidite tuzağında “likidite tercihi” yani para talebi çok yüksektir, faizler yatırımları arttıracak, ekonomiyi canlandıracak oranda düşemez. Bu yaklaşıma göre, faiz oranı ekonomideki “likidite tercihine” bağlıdır. Parasal bir değişkendir. Para arzı yeteri kadar arttırılsa faiz oranının sıfıra indirilmesi düşünülebilir. Bu, sermaye mallarının (kıt kaynakların) aşırı arzı anlamına gelir. Sermaye kıt kaynak olmaktan çıkar! Keynes, buna rağmen bir nesil içinde böyle bir olasılıktan söz eder. Avusturya Okulu görüşüne göre ise, faiz oranı daha önce de belirttiğimiz gibi, zaman tercihi tarafından belirlenir; tasarruf ve yatırımlar ayrılamaz biçimde birbirine bağlıdır. Anlaşılacağı gibi, Keynese yakın iktisatçılar ile Avusturya Okulu İktisatçılarının, ekonominin krizden çıkıp düzelmesi için, verecekleri tavsiyeler tamamen zıt olacaktır. Avusturyalılar ekonomiye müdahale etmeden, iyileşmesini beklemeyi önerir. Keynesyenler ise aynı durumda, para politikaları ile sistemdeki para miktarını arttırmak ve maliye politikaları aracılığı ile kamu harcamalarını arttırma yoluna giderler.
NOTLAR
Zaman tercihi “time preference” teorisinin başlangıcı Carl Mengere dayansa da, esas çalışmalar Eugen von Böhm-Bawerkin Kapital und Kapitalzins (1884-89) kitabında toplanmıştır.
Prof.Roger Garrison Avusturya Okulunun üretim sürecine bakış açısının Neo-klasiklerden farkını şu şekilde dile getirir: “hiçbir iktisat okulu üretimin zaman alacağını inkar etmez. Fakat üretim süresinin varlığı ve farklılığı birinci derecede dikkate değer mi? Bu nokta düşünce okullarını ayırır.”
Prof.Roger Garrison Avusturya Okulunun üretim sürecine bakış açısının Neo-klasiklerden farkını şu şekilde dile getirir: “hiçbir iktisat okulu üretimin zaman alacağını inkar etmez. Fakat üretim süresinin varlığı ve farklılığı birinci derecede dikkate değer mi? Bu nokta düşünce okullarını ayırır.”
“Mainstream makroekonomi entertemporal sermaye yapısı ile ilgili konuları toplam (net) yatırım ile faiz oranı arasında basit bir ters orantı varsayarak geliştirir. Kısa dönem makroekonomi teorisinde ve politika önerileri çerçevesinde toplam yatırımın faize elastik olmadığı fakat uzun dönem büyüme çerçevesinde elastik olduğu tipik olarak kabul görür. Avusturya Okuluna göre geleneksel şekilde tanımlanmış toplam faiz elastikiyeti ne olursa olsun, faiz oranındaki hareketlerin sermaye yapısı üzerindeki etkisi entertemporal dengenin korunması için çok önemlidir. Sermaye yapısındaki değişmeler net yatırım değişmese de gözardı edilemez.”
Doktora Tezi:AVUSTURYA OKULU İÇİNDE LUDWIG von MISES ve İKTİSADİ DÜŞÜNCEYE KATKISI
A.Gülçin İmre
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder